34 Yıl Önce 12 Eylül'ü bu Sesle Duyduk


34 yıl önce bu sesle uyandık
Bugün 12 Eylül darbesinin yıldönümü.
12 Eylül darbesinden bu yana tam otuz dört yıl geçti.
12 Eylül 1980 saat sabaha karşı 04:00. TRT Radyo spikeri Mesut Mertcan, darbenin bildirisini TRT Radyosu’ndan okumaya başladı.
Mertcan’ın sesi Türkiye’deki her şeyin artık geriye doğru dönüşeceğinin de habercisiydi.
Mesut Mertcan, darbeden yıllar sonra tüm bu ayrıntıları Soner Yalçın'ın yapımcılığında, Barış Pehlivan'ın hazırladığı “Oradaydım” belgeselinde anlatmıştı. Mertcan, her zaman darbenin karşısında olduğunu ve o dönemin şartlarında bu bildiriyi sadece bir görev olduğu için okuduğunu belirtti.



1967 YILINDA İSTANBUL


1967 YILINDA İNGİLİZLERİN HELİKOPTERDEN VE DENİZDEN TEKNEYLE GÖRÜNTÜLEYİP HAZIRLADIKLARI SÜPER BİR İSTANBUL BELGESELİ. VİDEODA İSTANBUL O YILLARDA GÖÇ ALMAMIŞ DAHA DOĞAL! GÖKDELENLER, LÜX REZİDANSLAR, UCUBE BETON YIĞINLARI VE TRAFİK YOK.

Cumhuriyetin Güzellik Müsabakası

Esaslar ve Şartlar:
Müsabakamızın Şekli,
Müsabakaya her namuslu türk kızı iştirak edebilir,
Irk din ve mezhep farkı aranmaz,yalnız müsabakaya iştirak edeceklerin,askari 15 yaşında olmaları şarttır.
Tekrar ediyoruz:
Alüfteler ve bar kızları müsabakaya iştirak edemezler.
Müsabaka yalnız yüz güzelliği müsabakası değildir,endam tenasübüde şarttır.

VALİ Yazıcıoğlu,Burdaki Açıklamaların Hedefimi Oldu

Kötü Tohum (1963) Alev Oraloglu, Lale Oraloglu, Öztürk Serengil

Kötü Tohum (1963) Alev Oraloglu, Lale Oraloglu, Öztürk Serengil 
Yönetmen, Nevzat Pesen
Senaryo, Nevzat Pesen
Yapımcı, Nevzat Pesen
Görüntü Yönetmeni, Gani Turanlı
Eser Maxwell Anderson
Vizyona Giriş Tarihi, 06 Kasım 1963
Süre, 106 dk
Tür, Dram, Gerilim, Korku, Polisiye
Özellikler, Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Oyuncular,
Alev Oraloğlu , Lale Oraloğlu , Nedret Güvenç , Öztürk Serengil , Suna Pekuysal , Bedia Muvahhit , Muzaffer Yenen , Levent Haskan , Mesut Sürmeli , Ahmet Mergen , Hale Erkut , Alaattin Karpat, Abdurrahman Palay
Konusu,
Türk Sinemasının bu güne kadar yaptığı en iyi psikolojik gerilim filmlerinden birisi...Kötü,kıskanç ruhlu bir kızın en yakın arkadaşını bir madalya yüzünden gölde öldürmesinden sonra,bahçevanları memoyu yakarak öldürür.Herşeyi öğrenen annesi,kızını adalete teslim etmek yerine haplarla öldürmek isteyerek,kendiside vicdan azabına dayanamırak tabanca ile intihar eder,ancak alev midesi yıkanarak kurtulur.Yağmurlu bir gece vakti annesinin piknik yerinde göle attığı madalyayı almaya giden alevi burada ilahi bir adalet beklemektedir...Mükemmel oyunculuklar,izlenmeye ve arşivlenmeye değer bir yapım...
Not: 17 aralık 1968'te yayınlanmıştır.

Sen Vur Ben Kırayım (1964) Tanju Gürsu , Selma Güneri

Sen Vur Ben Kırayım (1964) Tanju Gürsu , Selma Güneri
Sen Vur Ben Kırayım (1964) Tanju Gürsu , Selma Güneri

Yönetmen: Aram Gülyüz
Senaryo: Bülent Oran
Kamera: Memduh Yükman
Yapım: Metro Film / Aram Gülyüz
Oyuncular: Tanju Gürsu (Hüseyin), Selma Güneri (Tülin), Pervin Par (Selma), Aysel Tanju (Nilgün), Suphi Tekniker (Sami), Mahmure Handan (Hala), Hüseyin Güler (Cemil), Hüseyin Salıcı (Sebati), Mustafa Dağhan (Yakup), Renan Fosforoğlu (Emniyet Amiri), Ali Topuz, Ali Seyhan, Hakkı Kıvanç, Bedros Çiçekyan, Nubar Kamçılı, Hüseyin Zan (Sivil Polis), Ahmet Koç (sivil polis)
Konu: Kirli ilişkiler içinde olan bir doktorla, öldürdüğü genç bir kızın öyküsü 

Suçlular aramızda (1964) Ekrem Bora, Belgin Doruk, Leyla Sayar

Suçlular aramızda (1964) Ekrem Bora, Belgin Doruk, Leyla Sayar 

Senaryo ev Yönetmen: Metin Erksan
Foto Direktörü Mengü Yeğin
Müzik Derleme: Fecri Ebcioğlu
Yapım: Birsel Film / Nüzhet ve Özdemir Birsel

Sesleri Alan: Tuncer Necmioğlu, Laboratuar: Mihal Skarpetis, Montaj: Özdemir Arıtan, Negatif Montaj: Ali Berkan, Senkron: Arif Özalp, Taner Oğuz, Prodüktör Amiri: Saltuk Kaplangı, Kamera Asistanları: Taci Saraç, Tosun Bayrı, Set İşçileri: Suat Yavaş, Erol Kesler, Muammer Hucuptan, Işık: İlhan Özakova “Şimşek Prodüksiyon”, Acar Film Stüdyosunda hazırlanmış ve seslendirilmiştir.

Oyuncular: Ekrem Bora, Belgin Doruk, Leyla Sayar, Tamer Yiğit, Atıf Kaptan, Gülben Akkaya, Hakkı Haktan , Erol Taş, Neşet Özince, Osman Türkoğlu, Feridun Çölgeçen, Faik Coşkun, Ahmet Turgutlu, Sabahat Işık, Hamdi Şarlıgel, Cihat Özsu,

Konu: İstanbul’un zengin bir ailesinin konağında oldukça kıymetli olduğu söylenen bir kolye çalınır. Hırsızın evin içinden bir kişi olduğu düşünülmektedir. Ancak şüphelerde sınıf farkları hemen göze çarpar. İşin ilgici kolye sahtedir

ÖDÜL;
 2. İzmir Film Festivali (1965)
► Metin Erksan “En Başarıılı Yönetmen”
 Milano Film Festivali (1965)
► “En iyi Sosyal konulu film” ödülü
 “Suçlular Aramızda”, “Susuz Yaz”ın başarısından sonra merakla beklenmeye başlandı. Kimilerine göre büyük bir hayal kıırıklığı olan film, sahte bir kolyenin etrafında dönüp dolaşan olaylar, aşklar, ölüm ve kişilerin hikâyesiydi. Filmde burjuva ve alt kesimin hayatlarından kesitler veriliyordu. “Suçlular Aramızda”nın hikâyesini Metin Erksan şöyle anlatıyor:
“Birsel Film bir yarışma açtı; ikramiyesi de çok büyük. Bir senaryo yarışması. Ancak kurul gelen hikayelerden hiçbirini beğenmedi. Daha doğrusu birini beğenmişler ama, Birsel Filmin yöneticisi ‘Ben bunu çevirmem’ demiş. Benim de kanaatim o yöndeydi. İş kaldı başa. Ben de oturdum, ‘Suçlular Aramızda’yı yazdım.
O zaman itibarlı aileler vardı. Müthiş zengin aileler, bir sınıf türüyor Türkiye’de. Bunlardan bir isim de Gülbekyan. Gazetelerde okudum. Gülbekyan bir tarihte gelinine çok değerli bir kolye hediye etmiş. Gel zaman, git zaman, kolye çalınmış, ama hırsızlar satmaya çalıştıklarında şoke olmuşlar, çünkü kolye sahte çıkmış. Gelinine sahte kolye hediye etmiş Gülbekyan. Ben bu olayı çok sevdim. Böyle bir rezillik olmaz. Film de bunun üzerine kurulu. Büyük bir taşlama var. Gerçi ben filmi şimdi çeksem aynısını yapmam tabii ki ama, yine de o zamanın şartları içinde biçimini k sevdiğim filmimdir. Film bitti, gösterime girdi, hiç ses seda yok, olumlu olarak diyorum. Aksine sinema yazarlarının ‘Nedir bu ya?’ gibisinden bir tavırları var. Hem de ilerici, devrimci geçinen sinema yazarları bunlar. Hiçbir şekilde anlamadılar ne söylediğimi.”
Suçlular Aramızda”nın basında çıkan eleştirileri o yılların sinema eleştirmenlerinin filme nasıl yaklaştığını, filmde anlatıImak istenenlere ne kadar uzak kaldıklarını göstermektedir. Sözgelimi 1964 yılında Ses dergisi “Türk Sinemasında Kleptomani” başlığıyla Türk filmlerinin konularının, bazı sahnelerinin ya da bazı planlarının hangi yabancı filmden çalındığını anlatan bir yazı yayınlanmıştır. Bu yazıda “Suçlular Aramızda” filmindeki bazı sahnelerin yabancı filmlerden taklit edildiği örnek fotoğraflarla gösterilir:
Bir yabancı rejisör, filminde Catherine Spaak’ın çıplak vücudunu kağıt paralarla örter. Yerli sinema rejisörü Metin Erkksan bir film yapar. ‘Suçlular Aramızda’ adlı filminde o da Leyla Sayar’ın çıplak vücudunu kağıt paralarla örter. Bu çeşit davranışlara dünyanın hiçbir yerinde sanat demezler, “Başkalarının buluşunu kendi adına tescil ettirme’ derler… ‘Suçlular Aramızda’ filminde bir de kilise sahnesi vardır. Belgin Doruk ve Tamer Yiğit, Ayasofya arkasındaki Aya Irini Kilisesi’nde buluşup konuşurlar. Bu sahne de Roger Vadim’in “Sensiz Yaşayamam” adlı filminde vardır. Hıristiyan oyuncunun Hıristiyan memleketinde kilisede buluşması, filmin konusuna gayet manalı bir şekilde uymuştur. Ama sanat tarihi ve arkeoloji öğrencileri gibi inceleme ve ders yapmak zorunda olmayan Türk ve Müslüman aşıkların, niçin orada buluştukları sorulduğu zaman akla ‘Taklitten başka bir şey gelmemektedir. Bir de vaktiyle Metin Erksan’ın sanat tarihi tahsil etmiş olmasının tesirleri düşünülebilir.
Aynı yıl Coşkun Şensoy, “Gördüğümüz Filmler” adlı köşesinde “Suçlular Aramızda” için; “Ona da filme faydalı olan üstün bir reji, cesur bir kamera çalışması ve duygulu bir mekan anlayışı, Sonra yer yer alışılmış kalıplara uyan dağınık anlatımlı bir hikâye ve silik denebilecek bir oyun var” ifadelerini kullanarak o yılların sinema yazarlarına bir başka örneği teşkil eder.
Metin Erksan’ın bu filminin doğru dürüst anlaşılamamasının nedenlerinden biri o yıllarda sinema yazıları yazan eleştirmenlerin filmlere bakış açısıyla ilgili olduğu kadar, o yıla kadar Türk sinemasında hemen hemen hiç kullanılmayan metaforlar kullanması da olmuştur. Yönetmen, zenci jigolo, kurukafa, dünya haritası ve küre gibi metaforlarla ilk kez sinema seyircisinin karşısına çıkarak bunlarla bir mesaj vermeye çalışır.
Metin Erksan, zenci jigoloyu kuşkusuz ki, seks aracı olarak kullanmıştır. Nükhet’in, evinde bir zenciyle yaşamasını ve onunla aşk yapmasını, gerek Nükhet’in kadınsı bir içgüdüsü, gerekse bilinçli bir davranışı olarak kabul edin, sonuç değişmiyor. Nükhet, böylece sadece parası için katlandığı ama, asla sevmediği Mümtaz’a en büyük hakareti ettiğini biliyor. Kuşkusuz ki, Mümtaz, eve gizlice girip kolyeyi çalmaya kalkıştığı gün bir zenciyle değil de bir beyaz jigoloyla karşılaşsaydı bu kadar aşağılanmış olmayacaktı. “Neden zenci” sorusunun bir başka cevabı da, Nükhet’in zenci Yahya’ya bir köle gibi davranışının altında yatıyor olabilir. Bu cevap kuşkusuz ki ilki kadar yeterli değildir.
Dünya haritası ve Mümtaz’ın toplantı masasında döndürdüğü küre metaforu, yüceliği simgeliyor. Mümtaz, bu simgeyle dünyanın merkezi olduğuna hem kendisini, hem de çevrelerindekileri inandırmaya çalışıyor.
Kurukafa ise Mümtaz’ın ne kadar merhametsiz olduğunu vurgulamak için kullanılmıştır. Ekrem Bora’nın canlandırdığı Mümtaz karakteri merhametsizliğin canlı örneği gibidir. Mümtaz, sadece metresine karşı değil, karısına, hatta babasına karşı ahlaksız ve merhametsiz davranışlar sergileyerek bunu ispatlar. Metin Erksan, filmde Mümtaz’ın gösterdiği merhametsizliğin aksine tüm merhametini film bittikten yıllar sonra kendi oyuncularına gösterecektir. Bunu filmin bazı sahnelerine sansür uygulayarak gerçekleştirir. Kendi deyimiyle filmini “altın makas”la keser. Film özel gösteriler dışında sinemada ya da televizyonda gösterilirse, seyirciler Leyla Sayar’ın çıplak sahnelerini ve Mümtaz’ın sekreteri ile sevişme sahnelerini göremeyecekler. Çünkü, bu sahneler filmin rejisörü tarafından filmden çıkartılmış:
Leyla, biliyorsunuz azize oldu, yani evIiya olduğunu söylüyor. Öyle diyorsa öyledir, ben işin bu tarafıyla ilgilenmem. Ben Leyla’yı çok severim. En büyük prensiplerimden sevgim ve sevdiklerimin menfaati için vazgeçebilirim. Leyla’ya zarar vermemek için bu sahneleri ben kestim. Leyla’nın bir kez daha çıplak görünmesine müsaade etmedim. Sekreter rolünü oynayan Gülben Alpkaya da benim çok sevdiğim bir arkadaşımla evlendi. Istedim ki Gülben’in o sahnesi olmasın, evliliklerine bir zarar gelmesin. Her ikisinin de bu sansürden haberi yok. Ben merhamet, sevgi, dostluk, arkadaşlık adına kendi filmlerime rahatlıkla sansür uygulayabilirim.
“Birsen Altıner, “Metin Erksan Sineması” syf,64